MUSTAFA DURAK İLE “ŞİİR CİNİ” ADLI KİTABI ÜZERİNE
1-Şiir Cini adlı kitabınız yeni yayımlandı. Öncelikle kitabınızdan ötürü sizi tebrik ediyoruz. Eksikliği hep hissedilen bir alanda derli-toplu güzel bir çalışma olmuş. Kitaba daldığımızda anlamca açık Ahmet Arif’in, Cahit Külebi’nin şiirinden, anlamca çok kapalı, anlaşılması çok zor Ece Ayhan şiirine kadar farklı yapıda şiirleri incelediğinizi görüyoruz. Bunu Türk şiirine geniş bir perspektiften baktığınız şeklinde mi yorumlamalıyız; yoksa şiir çözümlemelerinizde resmi edebiyatın paradigmasını mı esas alıyorsunuz?
Öncelikle ‘geniş bir perspektiften bakmak’ ile ‘resmi edebiyat paradigması’ kavramlarının, tam karşıtlığı ifade etmediğini söylemekle işe başlamalıyım. Zira ‘geniş bir perspektiften bakmak’ karşısında ‘dar bir perspektiften bakmak’, diğeri karşısında da ‘resmi olmayan edebiyat paradigması’ kavramları vardır. ‘Resmi olmayan edebiyat’ kavramı, kendi içinde pek çok dar bakış açılarını içkin olabilir. Ve aslında ‘geniş bir perspektiften bakmak’ da önünde sonunda bir görelik içereceği için, başka birilerine göre dar kalabilir. Sorunuzun altında yatan, öğrenmek istediğiniz ile ilgili şunları söyleyebilirim: kitaptaki yazılar toplamında, hem bir bilim adamı, hem de şair olmayan gerçek bir şair kimliğinin algılanmasını yeğlerim. Burada gerçek bir şair kimliğinden amacım, - kendini ifade etmenin dışında açık bir amaçlılık, hele hele çıkara dayanan bir amaçlılık olmadan- her türlü yanlışın karşısına dikilebilecek ele avuca sığmaz, uzlaşımsız bir kimliktir. Bunu söylerken insan zayıflıklarını, bakış açısı yanlışlarını, yorum hatalarını elbette göz ardı etmiyorum. Ancak bunların olabileceğini kabul etmekle beraber kendi doğrularımı ifade etmiş olduğumu, doğru ya da yanlış, sorumluluğu üstlendiğimi belirtmeliyim. Her hata ya da yanlış, makro ve mikro değerlendirmelerle doğruya ulaşılabilir. Bu nedenle eğer yazdıklarımda bir hata varsa –olabilir- bunlar somut olarak dile getirilebilir, getirilmelidir. Bu yalnızca benimle ilgili değil, genel eleştiri etiğiyle ilgili bir sorundur. İnsanlar, yanlışların, yanlışlarının üzerine oturmakta, üzerini, bir kutsalı örter gibi örtmekte ustadır. Konuya dönersem ben, resmi edebiyat paradigmasına bağlanamayacağımı, ama başka dar açılara da yerleşemeyeceğimi, kendime elden geldiğince geniş bir bakış açısı çizmeye çalıştığımı söyleyebilirim. Kitaptaki yazıların belirli bir program çerçevesinde oluşturulmadığını, kendimi ifade etmeye uygun bulduğum, bir şeyler söyleyebileceğimi düşündüğüm şiirleri ele aldığımı belirtmeliyim.”Şiir Cini” içindeki yazılar bir programsızın, keyfi bir yazarın yazılarıdır. Buradaki keyfilik kendine seçme hakkı tanıyan, seçiminden hoşnut bir öznenin keyfiliğidir. Kısaca seçimimde de, ifademde de özgür davrandığımı düşünüyorum. Ama bu özgürlüğümün de göreliliğini ve edinilmiş görüşlerle sınırlı olabileceğini göz ardı etmeden.
2-Edebiyat tarihimize baktığımızda şiir incelemeleri alanında Mehmet Kaplan’ın aşılamadığı şeklinde bir inanç var. Gerçi şiir çözümlemeleri alanında Mehmet Kaplanın “Şiir Tahlilleri” yanında, Ali Nihat Tarlan’ın “Fuzuli Divanı Şerhi”, Turgut Uyar’ın “Bir Şiirden”, Mehmet H. Doğan’ın “Şiirin Yalnızlığı” veya Doğan Aksan’ın “Şiir Çözümlemeleri” adlı kitaplarını biliyoruz. Siz bu çalışmalar içinde kitabınızın apayrı bir yeri olduğunu düşünüyor musunuz?
Benim, kendi çalışmamı başkaları arasından değerlendirmem hoş olmaz. Hem karar veren, hem de karar verilen olmak istemem. Bu, başka bir çalışma alanı. Şu ana kadar benim bulaşmadığım bir alan.
3- Modern şiir incelemelerinde yapısökümcülük/yapıbozumculuk, metinlerarasılık, göstergebilim gibi yöntemler ağırlık kazandığı için vasat bir şiir okurunun bu incelemelerden bir tat alması pek mümkün görünmüyor. Sanki bu durum da sizin söyleyişinizle ifade edersek lambadaki cinin okurun hayal dünyasında görünürlük kazanmasını engelliyor. Yanılıyor muyum?
Sorunuza olumlu ya da olumsuz yanıt verebilmenin kavşağında duruyor okur. Okur, soyut olarak teke indirilebilir, ama somutlamada, çok değişik özneler toplamıdır. Bu yüzden sözünü ettiğiniz metinler açısından okuru; gerçekten okur, okumaya çaba gösteren okur ve okumaz okur olarak sınıflandırabiliriz. Bu noktada yine altını çizerek söyleyeyim, bu tür metinler açısından “okumaz okur”, edebiyatın, şiirin kavramlarla anlatımına, ele alınışına sırt çeviren, kendi dilinin sınırları dışına çıkmak istemeyen bir okurdur. Bu, bir suçlama, yargılama değil. Olamaz da. Bir durumdur. Bir yeğleme sorunudur. Ancak şunu hatırlatmak isterim: Sorunuzun içinde “inceleme” sözcüğü önemli. Eğer okur, incelemeye hazır değilse, ne yapılabilir ki. Bir dili konuşuruz. Bir dilde okuruz. Ama iş incelemeye geldi mi dil değişir. Yeni kavramlar girer işin içine. İnsanların yüzde kaçı konuştukları dille ilgili bir incelemeyi okumaya dayanabilir? Bu, bir gereksinim sorunudur. Bir yönelme sorunudur. Dili konuşan herkes, dil incelemesi okumadığı gibi, şiirle ilgilenen herkes de şiir incelemesine yönelmez. Şiir üzerine yazıların tümünü ayni kefeye koymamak gerek. Bu, okur için de, yazar için de haksızlık olur. İnceleme, denemeye kaydıkça okunmasının kolaylaşacağı, gerçek incelemeye dönüştükçe zorlaşacağı ortadadır. Sorun yeni sözcükler ve kavramlardır. Her bilmediğimiz sözcük okumayı tökezletir. Okuru zorlar. Çok bildik bir konuyu inceleyen istatistik yazısı okumayı deneyin. Anlatımda bilmediğiniz terimler sizi yoracaktır. Ama bir istatistik haberi okursanız iş değişir. Bu konuda şunu mutlaka söylemeliyim: Şiirle ilgilenenlerin yüzde kaçı retorik kavramlarını bilir? Kısaca şiir okumak ayrı, şiir tarihi okumak, şiir üzerine deneme okumak, görüş bildirisi okumak ayrı, şiir incelemesi okumak ayrıdır. Elbette bunlardan her birini yazmanın sorunları da ayrıdır. Gerek yazanın, gerek okuyanın gereksinimleri belirleyicidir.
4-Genel olarak şiir çözümlemelerini okurken bazı şiirlerde biçimin, bazılarında içeriğin, bazılarında ise her ikisinin ağırlık kazandığını görüyoruz. Sizce şiirde biçim, şiirin anlamını pekiştiren bir unsur olarak mı ele alınmalı ?
Biçim ve anlam geleneksel olarak yanlış karşıtlaştırılmıştır. Bu, anlamın yalnızca sözcüksel ve/ya ifadesel bir alanın tekelinde olduğu sanısına dayanır. Elbette burada anlam ile işlev’in ayrımını da hatırlatmalıyım. Gerek doğal, gerek yapay her türlü işaret ya da gösterge başka bir şeyle özne kavramı dikkate alınarak ilintilendiğinde anlam, başka bir şey üzerine etkidiğinde ise işlev söz konusudur. Böyle anlaşıldığında her türlü biçim anlamlı olabilir. Sözcük de, yazılı haliyle bir biçimdir. İfadenin biçimi dediğimizde yazım biçiminden tutun da ifadenin anlatım şemasına kadar uzanan yelpazede biçimlenişler akla gelebilir. Böyle baktığımızda şair dilsel biçimlere, birimlere işlevler ve anlamlar edindirerek örgüler şiirini. Ne biçimsiz bir anlamdan, ne de anlamsız bir biçimden söz edilebilir. Yalnızca sözün ifade gücünden söz edilebilir. İfade gücü de uygun zamanda ve uygun yerde en etkileyici, işlevi olan sözdür. İyi şair, kullandığı sözün, hem nasılı, hem de niyesi üzerine düşünülmüş söze yönelir. Eğer şiir, sözün imbikten geçirile geçirile iyice rafine edilmiş hali ise. Yani sonuç olarak şiirde biçim ve anlam karşıtlığı ya da sorunsalı sığ bir konudur.
5-M.Kaplan’ın Şiir Tahlilleri adlı eseri edebiyatımızda modern şiir çözümlemelerinin ilk örneklerini teşkil etmesi bakımından önemli; ama ideolojik yaklaşımdan ötürü nesnelliğini yitirdiği konusunda görüşler var. Ayrıca sanatçının dünya görüşünü metinle yan yana koyarak metne eğilen bir anlayışa sahip. Sizce eleştirmen, şiir gibi nesnel ölçütlerin belirlemelerine boyun eğmeyen bir türü çözümlerken nasıl bir tavır takınmalıdır? Bazı metinler için daha öznel yaklaşsaydım diye hiç düşündüğünüz oluyor mu?
Öncelikle şunu belirtmeliyim: şiirin nesnel ölçütlerin belirlemesine boyun eğmemesi gibi bir durum söz konusu olamaz. Böyle bir anlayış yüceltmeci, idealist bir anlayıştır. Eğer genel olarak bir ifade, anlaşılır ise, o doğru ölçütlerle ölçülebilir. Önemli olan doğru ölçütü bulmaktır. Burada asıl sorun eleştirmen ya da incelemecinin öznel duruşu ya da bakışıdır. Çelişik gelecek belki ama benim yaklaşımım öznelliğin içinde nesnellik ya da nesnelliğin içinden öznellik olarak anlatılabilir. Bir ifadenin dışında ya da karşısında durarak o ifade anlaşılamaz. Mutlaka içine girip çıkmak gerekir. Onunla halleşmek gerekir. Bu, hem o ifadeyi anlamak, hem de o ifadenin sanatsal, şiirsel değerini anlamak için kaçınılmazdır. Sanatsal ve şiirsel değer yalnızca şiirin kendi bütünüyle sınırlı olmadığı için çok açılı incelemelere yönelmek gerekir. Bu da kolay değildir. Eleştirmen ve incelemeci ayrı ayrı kavramlardır. Ben çalışmalarımda iki uca da gitmeye çalıştım ama doğrusu ağırlık yine de incelemede kalmıştır. Belki benim bağımsız, aykırı yanımdan dolayı, şiirle karşı karşıya gelmeden inceleme yöntemim belirginleşmemiştir. Şiirin kendisiyle içli dışlı olmadan üzerine yazacağım yazının nasılı oluşmamıştır. Yazımın yöntemini bana şiir söylemiştir. Son sorunuzun yanıtı da burada. Bazı metinler karşısında öznellik kaçınılmaz oluyor. Etkilenim olumlu ya da olumsuz, sizi yönlendiriyor. Zaten öznelliği işin içine katmayan bilimsellikler “memur” bilimsellik olur ki ben bunun hep karşısında olmuşumdur. Yaratıcılık, öznelliğin içinden fışkırır.
6-Günümüz dergilerinde eleştiri türünün gerektiği şekilde yapıldığını ve işlevini yerine getirdiğini söyleyebilir misiniz? Yoksa birçoklarının dile getirdiği gibi bir kitap tanıtımı havasında ya da ahbap-çavuş ilişkisine dayalı olarak mı sürdürülüyor eleştiri işi sizce ?
Ben geneli konuşmaktan hep kaçınmaya çalışmışımdır. Bugün gerek dergilerin, gerek bu dergilere yazanların “kahramanlar” olduğunu düşünüyorum. Maddiyatın her yanı sardığı bir dünyada her açıdan sıkıştırılan bu kahramanların her biri zaten ellerinden geleni yapıyorlar. Daha fazlası gerekseydi, ihtiyaç ortaya çıkardı. Eğer yazılanlara olumsuz bir tepki varsa, ihtiyaç somutlandığında bu ihtiyaç giderilir.
7-Kitabınızın önsözünde, “Her yazar, her sanatçı okuru kadar vardır. Okur imgesi, okur gücü gerçekte var olmayan neleri var edebilmiştir bir bilinse! Bunun hesabı bir tutulabilse, o zaman okur da kendi gücünün ayırdına varıp narsisleşiverir, tıpkı sanatçılar, yazarlar,yazanlar ve yapanlar gibi” diyorsunuz. Sizce sanat eserinde okur, sanatçının yaratma sürecinde adlandıramadığı ve açıklayamadığı ya da gerçekte var olmayan bir anlamın peşinde midir?
Yok, genelde özne, kendine en uygun anlamlandırmaya, yoruma yatkın olduğu için, her özne kendi anlamlandırmasını ve yorumunu üretir. Eğer bir sanat yapıtına pek çok anlamlandırma ve yorum, yükleme yapmışsa, sanat yapıtı bu yükleme sayesinde omuzlara alınıvermiştir. Örnek vermek gereksiz. Pek çok yapıt, omuz verenler olduğu için ayaktadır, başyapıt oldukları için değil.
8-İnceleme yapacağınız şiiri belirlerken sevdiğiniz şiirlere mi öncelik tanırsınız, gündemdeki şiirlere mi; yoksa sizi çağrışım bakımından zorlayan, kafanızı meşgul eden, bir sırrı güç de olsa yakalamış olduğunuzu hissettiren şiirlere mi?
Bir şiirle aramda hissedilmiş, farkına varılmış olumlu ya da olumsuz bir ilişki, benim çıkış noktamdır. Böyle bir ilişki kurulduktan sonra şiirin mantığını, anlam yapısını, iç şiirselliğini yakalamaya çalışmışımdır . Her yazı yeniden yeniden hesaplaşmalar sonrası yoğun yazma anlarından geçmiştir. Bu yazma anları hem düşünceye dalma, hem de coşku anları olmuştur. Dolayısıyla ‘şiir - yazı – ben’ üçgeninde kendimi var edebildiğim kanısı uyandığında yazmışımdır. Bu yüzden, kitaptaki her yazı, hem şiiri, hem de beni yansıtmaktadır.
9-Son olarak 2000li yılların şiir ortamını kısaca bir eleştirmen gözüyle değerlendirirseniz, çeviri alanında da uzman biri olarak, şiirimizin dünya şiiri ölçeğindeki yeri hakkında neler söylersiniz?
Belki türk şiiriyle daha çok ilgilenmiş olduğumdan olacak, şiirimizin daha diri, daha önde olduğunu düşünüyorum. Durmadan eski ustaları aratmayacak şairler yetişiyor. Ama ayrık otları arasında. Belki de güçlerini bundan alıyorlar.